beni güzel hatırla, bunlar son satırlar.. farzet ki bir rüzgardım esip geçtim hayatından. ya da bir yağmur, sel oldum sokağında sonra toprak çekti suyu kaybolup gittim. belki de bir rüyaydım senin için uyandın ve ben bittim.. beni güzel hatırla, sayfalarca mektup bıraktım sana.. şiirler yazdım her gece çoğunu okutmadım. sakladım günahını sevabını içimde sessizce gittim. senden öncekiler gibi sen de anlamadın.. beni güzel hatırla, sana unutulmaz geceler bıraktım. sana en yorgun sabahlar.. gülüşümü.. gözlerimi..
sonra sesimi bıraktım, en güzel şiirleri okudum gözlerine baka baka..
söylenmemiş merhabalar sakladım her köşeye, vedalar bıraktım duraklarda. ne ararsan bir sevdanın içinde, fazlasıyla bıraktım ardımda. beni güzel hatırla, dizlerimde uyuduğunu düşün; saçını okşadığımı, üşüyen ellerini ısıttığımı. mutlu olduğun anları getir gözünün önüne, alnından öptüğüm dakikaları.. birazdan kapını çalan kişi olabileceğimi düşün. şaşırtmayı severim biliyorsun ? bu da sana son sürprizim olsun. şimdi seninle yaşan günleri ateşe veriyorum.
ben geç kalmayı hayat felsefesi haline getirmiş bir kadınım.. sana da geç kaldığımın farkındayım.. ama inan ki ilk kez bunu bilerek yapmadım. senin gibi bir adamın varlığından haberdar olsaydım yıllar önce doğar, sana yıllar önce rastlar, yıllar önce.. bilmiyorum. seni sevmemek mümkün mü ? seni bir anne şefkatiyle saramayacak kadar yorgun bir kadın olduğum için üzgünüm. donuk bakan gözlerin için üzgünüm. göğsünde bir cenin gibi kıvrılıp uyuyamayacağım her geçe için üzgünüm.. sana bu mektubu bir tren garından yazıyorum. yollar mıyım ya da sana ulaşır mı bilmiyorum. tek bildiğim hayatın beni her zaman ötelediği ve sana afilli bir veda etmem gerektiği. evet. gidiyorum.. bundan böyle bir kabusla çarpıştığım gecelerde ne yapacağım konusunda en ufak bir fikrim bile yok. yalnız uyanacağım, arayacağım kimsem de yok. “sırtından kalçalarına dek bir şelale gibi dökülüyor” dediğin saçlarımı da kestim. üzgünüm.. bir kadın gidişinin bileti olarak saçlarını kesermiş. yalnız kadınlar kendi kendini teskin eder demişti annem. biliyor musun ben çok adam incittim. daima içimden geceni söyledim. “içi dışı bir” deyimini biraz fazla benimsedim belki bilmiyorum. ama nazik olmak için süslü cümleler kuramadım hiç. yalancılığın nezaket adı altında pazarlanmasından hep nefret ettim. ben buyum işte. doğru söyleyen, dokuz köyden kovulan, bunu zerre umursamayan, kendi dünyasını inşa eden bir kadın. insanlar beni çok yaraladı. bunu yaparken yüzleri kızarmadı, gocunmadı hiçbiri. ben en azından dürüstlükle incitiyorum. incitmenin bile bi onuru olduğuna inanıyorum. mektubun bu kısmının seninle ilgilisi olmadığını düşünebilirsin ama yanılıyorsun. ben inşa ettiğim dünyaya yalnızca seni dahil etmeyi diledim bugüne kadar. olmadı, olmayacak.. bu yüzden kendi dünyamı terk ediyorum. dünya ancak ölürken terk edilmez. endişelenme, ölmüyorum.. sadece kendime yeni bir gezegen aramak için yola koyuluyorum. güzel gülüyorsun, bunu çok harcama olur mu ? bir de basit kadınlar uğruna şiir yazma. benden sonra bir kadına şiir okuyacaksan mesela, bu çocuğunun annesi olsun en azından.. hayatını adayacağın kadına içini aç. meyve soyarken yanlışlıkla el kayması sonucu oluşan bir bıçak izi gibi kadınlarla değil de jilet izi gibi geçmeyecek olan kadınla uyu mesela. gözüm arkada kalmasın bu açıdan. seni doğru bir kadının yüreğine emanet ettiğimi bileyim. bana sık sık yaz diyebilmeyi isterdim. ama adresimi öğrenmene müsaade etmeyeceğim. biliyorum ki gelirsin. biliyorum ki “zaten geç kaldığını söylüyorsun, şimdi nasıl gitmekten söz edebilirsin!” der ve zorla geri getirirsin. ah, göğsündeki her yarayı merhametle öptüğüm.. geç kalınan hiçbir hayat, hayat değildir. hayatın olmayı dilerdim.. sana son olarak bir şiirle veda edeceğim;
sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan, çok şey görmüşüm gibi. ve çok şey geçmiş gibi başından. ah dedim sonra. ah!
ve şimdi şöyle dua ediyorum Tanrı’ya: olanlar oldu Tanrım bütün bu olanların ağırlığından beni kolla! kaybolmak istemiştim bir zamanlar kapının arkasında yokum demiştim ve divanın altında da. bulamazsınız ki artık beni, hayatın ortasında.. kaybolmak istemiştim bir zamanlar beni kimse bulamazdı Tanrı’nın arkasına saklansam O kocamandı, en kocamandı o. bir kız çocuğunun hayalleri kadar.. bir zamanlar kendimi bulunmaz hint kumaşı sanmıştım. kaç metredir benim yokluğum ? benden daha çok var sanmıştım. benim yokluğumdan dünyaya bir elbise çıkar sanmıştım. dünyanın çıplaklığına bakmaya utanmadan sonunda ben de alıştım. ah.. dedim sonra, ah!
insan böyle bir duyguyu yaşarken gerçek yaşamla tüm bağlantıları kopmuşçasına ayakları yerden kesiliveriyor.. hoş bir zaman bu bağlantısızlık da yaşam kadar gerçek ve doğal biliyor musun ? belki iyi oldu ama biz yere erken indik. şimdi yarım yaşanmış o şey boynumda düğüm.. dört kısa günden bana bir garip sızı kaldı, bir de deli özlemin..
dört günlük bir şey işte güzeldi, yaşandı ve bitti diye düşündük oysa bir duygusal yük vurduk yüreklerimize kırılıp döküldük..
*En çok neye üzülüyorum biliyor musun? Karşımıza çıkan herkeste sen beni arayacaksın, ben seni.Mesaj seslerinde ben senden olmasını ümit edeceğim, sen benim olmamı..Farklı yataklarda birbirimizi hatırlayıp aynı meselede uykusuz kalacağız.Bilmeden aynı şarkıda ağlayıp sonraki şarkıda birer sigara yakacağız. Birbirimize hiç benzemiyoruz sanıyorken uzun süre birbirine en çok benzeyen insanlar olarak yaşayacağız .Bir tek yüzlerimiz benzemeyecek. Seninki hep güzel kalacak, benimki hep aşık. Sonra mı..Sen unutmaya başlayacaksın, ben unutulmaya.. Pek benzemiyormuşuz biz aslında diyeceksin bir sabah işe gitmeden önce saçını toplarken, ben.. Ben" pek benzemiyormuşuz aslında diyeceğim, bir gece yarısı aklıma hayran olduğum dağınık saçlarını getirirken.. *